Travmanın Tarihi, Bedeni ve Zihni

Travmanın Tarihi, Bedeni ve Zihni

Travma, kişinin güvenlik algısını sarsan, yoğun korku, çaresizlik ve dehşet yaratan olağan dışı yaşantılar sonucu ortaya çıkar; bedensel ve psikolojik işleyişi etkileyerek kişinin günlük yaşamını, üretkenliğini ve toplumsal varoluşunu derinden zedeler.
YAYIMLANDI: 11.12.2025 | YAZAR: Yeliz Gökçe Akdoğan

Travma kişide çaresizlik, korku, kaygı gibi duyguları uyandıran, ön görülemeyen, kişinin güvenlik algısında bozulmalar yaratarak kendini sürekli tetikte hissetmesine sebep olan, insan fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde yoğun stres yaratan dehşetengiz yaşam olayıdır. Travmatik yaşam olaylarını dehşetengiz kılan az rastlanmaları değildir, aksine tarih üstü örtülmek istenen pek çok travmatik yaşantıyı içinde saklar, travmatizasyonu yaratan olayın olağan dışı ve anormal olmasıdır (Herman, 2017). Travmatik yaşantılar kişilerin günlük yaşamlarını sürdürmelerini, verimli çalışabilmelerini, üretkenliklerini, sahip oldukları potansiyeli kullanabilme kapasitelerini, toplumda var olabilmelerini önemli derecede olumsuz yönde etkiler, bu etkiler kimi zaman kalıcı olabilir. Normal dışı olan bu yaşam olayları doğal yollarla ortaya çıkarken bazen de insan eliyle yaratılabilirler. Örneğin deprem ya da ölümcül bir hastalığın yayılması doğal yolla ortaya çıkan bir travmatik yaşantıyken tecavüz veya ev içi şiddet insan eliyle ortaya çıkan travmatik yaşantılardır. Travmatik yaşantının uzun süreli olumsuz etkileri kişinin dehşet verici bir olay karşısındaki dayanma gücüne göre değişiklik gösterebilir. Beklenmedik ve dehşetengiz olay kişinin dayanma gücünü aştığında onda ciddi bir şok, çaresizlik ve korku yaşatabilir. Tüm bunların yanında kişi iç ve dış kaynaklardan gelebilecek olan talihsiz yaşantı karşısında yeterli baş etme stratejileri ile bir başa çıkma gösteremezse travmatizasyonun meydana geldiğini söyleriz. Travmatik yaşantıyı deneyimleyen kişinin vücudunda çeşitli fizyolojik değişimler gözlenir. Sempatik sinir sistemi devreye girdiğinde kan basıncının artması, kalp ritminin hızlanması beynin verdiği bir savaş ya da kaç sinyalidir. Öte yandan parasempatik sinir sistemiyse kişinin tehlike sonrası normale dönmesine yardımcı olur, dinlen ve sindir komutuyla kalp hızını ve kan basıncını düzenler. Travmatizasyon sonrası sinir sisteminde bazı dengesizlikler gözlenebilir, kişi kimi zaman oldukça tetikte hissederken kimi zaman da tamamen hissiz ve donmuş olabilir (Taruk, 2025). Travma mağdurlarına sıkça yöneltilen ‘’Neden ses çıkarmadın? / Neden tepki vermedin?’’ sorusunun biyolojik yanıtı otonom sinir sistemi dengesizliğinden doğan donma tepkileridir. Travma sonrası beyindeki duygusal işlemciler olan amigdala ve hipokampuste belirgin değişiklikler gözlenebilir. Travmatik anı amigdala da saklanır. Olayın ardından kişiler amigdala hiperaktivitesi sonucu devamlı bir tehdit algısıyla yaşadıklarından sıkça kaygı tepkileri gösterebilirler. Hipokampus anıların işlenmesinde rol oynar, travma sonrası hipokampusun küçüldüğü gözlemlenmiştir bu da demek oluyor ki kişiler çeşitli hafıza sorunları deneyimleyebilir ve öğrenme güçlüğü çekebilirler (Taruk, 2025). Travmadan bahsederken tarihini de incelemek asırlar boyu politik duruşun travma çalışmalarını nasıl etkilediğini ortaya koyuyor. Günümüze geldiğimizde de politik duruşun travmatik yaşantılar ve etki boyutları üzerindeki önemi değişmiyor, nedenini anlamak için Charcot’un histeri çalışmalarıyla başlamak gerekir. Esasen 1970 yıllarındaki feminist hareket başladıktan sonra yaşadıklarını ifşa etmeye başlayan tecavüz, şiddet ve taciz mağdurları tarihte travmayı görünür kılan cesur figürlerdi. O yıllarda nedeni anlaşılamayan bir şekilde genç kadınlarda histeri denilen bir hastalık yaygınlaşmıştı. İnsanlar herhangi bir fizyolojik sebep olmadan görme kaybı yaşıyor, felç geçiriyor, duyu kaybı deneyimliyor, ciddi hafıza sorunları çekiyordu. Bu kadınlar deli olarak nitelendiriliyor, içlerine cin girdiğinden veya şeytan olduklarından şüpheleniliyordu hatta bunun rahimden kaynaklanan bir hastalık olduğuna inanılıyordu. Salpetriere hastanesi histeri semptomları gösteren kadınlarla dolup taşmış, Charcot ise tüm bu hastalar ile hipnoz yoluyla tedavi sürecine girmişti. Öyle ki Freud Charcot’u ‘’Acı çekenlerin özgürleştirici hamisi’’ olarak anıyordu. Bir süre sonra histerinin sadece kadınlara özel olmadığı, travmatik yaşantıları deneyimleyen erkeklerde de histeri görülebileceği gerçeği ortaya kondu. Bu gerçekliğe göre histeri ve travma arasında kuvvetli bir bağlantı vardı çünkü hiçbir dehşetengiz yaşantı bastırıldığı yerde kalmak istemiyor mutlaka bir semptom ile gün yüzüne çıkıyordu. Hatta Breuer ve Freud histeriklerin geçmişin izlerinden acı çeken kişiler olduğunu söylemişlerdir. Fiziksel travmalar kadar psikolojik travmalarında histeriyi oluşturduğu ortaya çıktıktan sonra Freud erken çocuklukta yaşanan cinsel travmaların histeriye neden olduğunu savundu, bir yandan travmaya dair yaşantıların araştırılmasının da ardı kesildi. Dönemin söz sahipleri tıbbi cehalet olduğundan, histerik hastaların eskiden olsa çoktan yakılmış olacağından bahsediyorlardı. Oysaki tahmin edilemeyecek kadar kadın cinsel travmaya sahipti fakat tarih bu gerçeği kaldıramadığından tepkilerin çığ gibi büyümesi ve Freud’un yeni çalışmaları üzerine bu gerçeğin geçerli olmadığı açıklandı. Bilimin gerçeklikleri ışığında gerçekle yüzleşebilen siyasi bir iklim ve alacağı aksiyonların olası travmatik yaşantıları ne kadar etkileyebileceğini buradan anlıyor olmalıyız. 1900’ler geldiğinde Freud içsel çatışmaların travmaya yol açtığını savundu çünkü ona göre kişilerin bilinçdışı toplum ve kurallarıyla baskılanıyordu ve baskılanan her neyse mutlaka semptom olarak geri dönecekti. Bundan yirmi yıl sonrasında ‘’Tekrar Zorlantısı’’ terimi ortaya çıktı. Kişilerin bilinçsiz bir şekilde kendilerini daimi bir zorlanmaya maruz bıraktığını, bunu ise hem ölüm iç güdüsü yüzünden hem de acıyı anlamlandırmak için yaptıklarını savundu (Herman, 2017 ; Taruk, 2025). Travma DSM-I’ de savaş sonrası travmatik tepkiler olarak yer almaya başladı, ve tek tanı Büyük Stres Reaksiyonuydu, bu ise Anksiyete Bozuklukları kategorisinde yer alıyordu. DSM II’de ise travma ilintili stres yaşantıları Uyum Bozukluğu ile adlandırıldı. Travmanın tarihsel değişiminin kırılma noktası Vietnam Savaşı oldu ve DSM III’de Travma Sonrası Stres Bozukluğu bir kategori olarak yer aldı. Bu travmanın tanımının sadece savaş mağdurlarının yaşadığı olaylardan çıkıp diğer dehşetengiz yaşantıları da kapsamasını sağladı. Kişilerin yaşadığı aşırı uyarılma, kaçınma davranışları, duyarsızlaşma belirtileri tanı kriterinin içerisinde yer aldı. DSM IV’ de olan değişiklik ise travmaya direkt maruz kalınmasa bile tanık olmanın kişide çeşitli psikolojik zorluklar yaşatabileceğine yönelikti. Aynı zamanda Akut Stres Bozukluğu diğer bir tanı olarak yerini aldı ve bu tanı Travma Sonrası Stres Bozukluğunun ayak seslerinin daha önceden duyulmasını sağlayacaktı. DSM V’e geldiğimizde Ruhsal Örselenme (Travma) ve Tetikleyici Etkenle (Stresörle) İlişkili Bozukluklar adlı bir kategori oluşturuldu. Buna göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu için kişilerin pek çok farklı kategoride verilen maddelerden birini veya birden fazlasını deneyimliyor olması bekleniyordu. E kategorisinde yer alan bazı maddelere baktığımızda kişilerin bir aydan fazla bunları deneyimliyor olması bekleniyor (diğer kategoriler için DSM-V’ e bakınız) bunlar;

 ▪ İnsanlara ya da nesnelere karşı sözel ya da sözel olmayan saldırganlıkla dışa vurulan, kızgın davranışlar ve öfke patlamaları (bir kışkırtma olmadan ya da çok az bir kışkırtma karşısında), 

▪ Sakınmaksızın davranma ya da kendine zarar veren davranışlarda bulunma, 

▪ Her an tetikte olma,

 ▪ Abartılı irkilme tepkileri gösterme, 

▪ Odaklanma güçlükleri,

 ▪ Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük ya da dingin olmayan bir uyku uyuma) (APA, 2022). 

DSM’in yıllar içerisinde geçirdiği değişime bakılırsa travma olgusu yıllar öncesine göre konuşulması çok daha kabul gören bir noktaya gelmiştir. Travma yaşantısını doğrudan deneyimlemiş veya buna tanık olmuş kişilerin yaşaması olası olan bu maddeler dehşetengiz bir yaşantı sonrası ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmak doğru olacaktır. 




Referanslar 

American Psychiatric Association. (2022). Ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel el kitabı (5. baskı, metin rev.). American Psychiatric Publishing. 

Herman, J. (2017). Travma ve iyileşme: Şiddetin sonuçları—istismar ve terörün iyileştirilmesi (E. Y. Babaoğlu, Çev.). Literatür Yayıncılık. (Orijinal eser 1992’de yayımlanmıştır.) 

Taruk, O. (2025). Travma psikopatolojisi ve müdahale yöntemleri [Ders slaytları]. Okan Üniversitesi. 

 

Delfi Blog'a Geri Dön