Çocuklara Zayıflığı Yasaklamanın Ağır Bedeli: “Erkekler Ağlamaz” Söylemi ve Empatinin Yitimi

Çocuklara Zayıflığı Yasaklamanın Ağır Bedeli: “Erkekler Ağlamaz” Söylemi ve Empatinin Yitimi

Arno Gruen’in Empatinin Yitimi kitabından hareketle, çocuklukta bastırılan duyguların kişinin kendi acısına yabancılaşmasına, empati kaybına ve başkalarına yönelen saldırganlığa nasıl zemin hazırlayabileceğini ele alıyoruz.
YAYIMLANDI: 14.10.2026 | YAZAR:

“Erkekler ağlamaz”, “Güçlü olmalısın”, “Bunda ağlayacak ne var?” Çocuklukta sıkça duyulan bu ifadeler, çoğu zaman çocukları hayata hazırlamak ve onları güçlü bireyler olarak yetiştirmek amacıyla kullanılır. Ancak bu sözlerin ardında, çocuğun kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyi derinden etkileyebilecek bir mesaj bulunur: Korkmak, ağlamak ve çaresiz hissetmek utanılması gereken şeylerdir. Peki, bir çocuğa kırılganlığını saklamayı öğretmek, onun yetişkinlikte kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi nasıl etkiler?

Psikanalist Arno Gruen, Empatinin Yitimi adlı kitabında bu soruyu insanın kendi acısıyla kurduğu ilişki üzerinden ele alır. Gruen’e göre kişinin kendi çaresizliğini, korkusunu ve kırılganlığını inkâr etmek zorunda kalması, zamanla bu duygulara yabancılaşmasına yol açabilir. Bu yabancılaşma, yalnızca kişinin kendi ruhsal dünyasıyla sınırlı kalmaz; başkalarının acısını anlama ve onlarla duygusal bağ kurma kapasitesini de etkileyebilir.

Çocuklukta Duyguların Bastırılması

Çocuklar dünyayı anlamaya çalışırken korku, üzüntü, öfke ve çaresizlik gibi pek çok duyguyla karşılaşırlar. Bu duyguların ifade edilebilmesi ve bakım verenler tarafından anlaşılabilmesi, çocuğun kendi iç dünyasını tanımasında önemli bir yere sahiptir. Ancak bazı çocuklar, özellikle de erkek çocukları, erken yaşlardan itibaren duygularını saklamaları gerektiği mesajıyla büyürler. Ağlamak güçsüzlükle, korkmak cesaretsizlikle, yardım istemek ise yetersizlikle ilişkilendirilir.

Gruen, kitabının Kurbanlar ve Suçlular Meselesi bölümünde, çocukların gözyaşlarından, çaresizliklerinden ve ruhsal acılarından utandırılarak büyütülmesine dikkat çeker. Çocuk, acısını ifade ettiğinde küçümseniyor, cezalandırılıyor ya da görmezden geliniyorsa zamanla bu duygularını saklamayı öğrenebilir. Böylece dışarıdan güçlü görünmeye çalışırken kendi içinde yaşadığı acıyla arasına mesafe koymaya başlayabilir.

Bu süreçte çocuk yalnızca duygularını başkalarından gizlemeyi öğrenmez. Zamanla kendi duygularını tanımakta ve kabul etmekte de zorlanabilir. Çünkü kabul görmek için bazı yönlerini bastırması gerektiğini öğrenmiştir. Kırılganlığını göstermenin utançla karşılandığı bir ortamda, kendi acısına yabancılaşmak bir tür korunma biçimine dönüşebilir.

Kendi Acısına Yabancılaşmak

Gruen’in üzerinde durduğu temel meselelerden biri, insanın kendi acısını inkâr etmesi ile başkalarının acısına karşı duyarsızlaşması arasındaki ilişkidir. Ona göre kişi, çocukluğunda yaşadığı çaresizliği kabul edemediğinde bu duyguyla karşılaşmamak için çeşitli savunmalar geliştirebilir. Ancak reddedilen duyguların ruhsal yaşamdaki etkileri devam edebilir.

Kendi korkusunu ve güçsüzlüğünü kabul etmekte zorlanan biri için başka bir insanın korkusuyla karşılaşmak da rahatsız edici olabilir. Başkasının ağlaması, yardım istemesi ya da çaresizliğini göstermesi, kişinin kendi içinde uzak tutmaya çalıştığı deneyimleri hatırlatabilir. Bu durumda başkasının acısını anlamak yerine onu küçümsemek, görmezden gelmek veya zayıflık olarak değerlendirmek daha katlanılabilir hale gelebilir.

Gruen’in empati kaybına ilişkin yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanır. Başkalarının duygularını anlayabilme kapasitemiz, kendi duygularımızla kurduğumuz ilişkiden bağımsız düşünülemez. Kendi acısıyla temas kurmakta zorlanan kişi, başkalarının acısına da mesafeli yaklaşabilir.

Bastırılan Çaresizlik Nasıl Saldırganlığa Dönüşebilir?

Çocuklukta bastırılan duyguların yetişkinlikteki olası sonuçlarından biri de saldırganlıktır. Gruen, kişinin kendi güçsüzlüğünü kabul edememesinin, başkalarında gördüğü güçsüzlüğe karşı öfke ve tahammülsüzlük geliştirmesiyle ilişkili olabileceğini öne sürer.

Çocukluğunda korktuğu veya ağladığı için aşağılanan biri, yetişkinliğinde benzer duyguları yaşayan insanları küçümseyebilir. Çünkü başkasının çaresizliği, ona kendi geçmişindeki çaresizliği hatırlatır. Bu karşılaşma, kişinin kendi acısıyla yüzleşmesini gerektirebilir. Gruen’e göre bazı durumlarda birey, bu yüzleşmeden kaçınmak için başkasını aşağılayarak veya onun üzerinde güç kurarak kendi kırılganlığını inkâr etmeye çalışabilir.

Burada önemli olan, duygularını bastıran herkesin saldırgan davranışlar geliştireceği yönünde bir sonuç çıkarmamaktır. Gruen’in üzerinde durduğu nokta, kişinin kendi acısını reddetmesinin belirli koşullarda başkalarına yönelen düşmanlığı ve şiddeti besleyebilecek ruhsal süreçlerden biri olmasıdır.

Acının Kuşaktan Kuşağa Aktarılması

Gruen’in yaklaşımında çocuklukta yaşanan duygusal baskının bir başka önemli boyutu, bu deneyimlerin sonraki kuşaklara aktarılabilmesidir. Kendi çocukluğunda ağladığı için utandırılan, korktuğu için cezalandırılan ya da çaresizliği görmezden gelinen bir yetişkin, benzer tutumları kendi çocuğuna da gösterebilir.

“Ben de böyle büyüdüm” ifadesi, bazen bu aktarımın gerekçesi haline gelir. Çocukluğunda kendisine uygulanan sertliği güçlenmenin doğal bir koşulu olarak gören yetişkin, çocuğunun duygularını bastırmasını onun iyiliği için gerekli sayabilir. Böylece geçmişte kendisinin yaşadığı acıyı farkında olmadan yeniden üretebilir.

Gruen, çocuklukta yaşanan acının inkâr edilmesinin yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, toplumsal ilişkiler üzerinde de etkileri olabileceğini vurgular. Kırılganlığın küçümsendiği, güçsüzlüğün aşağılandığı ve acının görmezden gelindiği bir ortamda yetişen çocuklar, bu tutumları insan ilişkilerinin doğal bir parçası olarak benimseyebilirler.

Güçlü Olmak Ne Anlama Gelir?

Çocuklara güçlü olmayı öğretmek, onların korkularını veya üzüntülerini ortadan kaldırmaya çalışmakla aynı anlama gelmez. Korku, çaresizlik ve kırılganlık insan deneyiminin doğal parçalarıdır. Bu duyguların ifade edilmesine alan açılması, çocuğun hem kendi iç dünyasını anlamasını hem de başkalarının yaşantılarına duyarlılık geliştirmesini destekleyebilir.

Gruen’in Empatinin Yitimi kitabında ortaya koyduğu düşünceler, güçlülük kavramını yeniden ele almamıza imkân tanır. Kendi acısını kabul edebilmek, yardım isteyebilmek ve kırılganlığını gösterebilmek de insanın ruhsal yaşamının önemli parçalarıdır.

Belki de bu nedenle çocuklara sürekli güçlü olmaları gerektiğini söylemek yerine, bazen korkabileceklerini, üzülebileceklerini ve yardıma ihtiyaç duyabileceklerini hatırlatmak gerekir. Çünkü kendi kırılganlığına yer açabilen bir insanın, başkalarının kırılganlığına da anlayış gösterebilmesi için önemli bir alan açılır.

Kaynak

Gruen, A. (2006). Empatinin Yitimi: Kayıtsızlık Politikası Üzerine (İ. İgan, Çev.). Çitlembik Yayınları. (Özgün eser 1997 yılında yayımlanmıştır.)

Delfi Blog'a Geri Dön